Hind Rajab’ın gerçek sesini dinlemek, savaşın kırık dökük günlerinde basit bir anı dinlemekten öte bir şeydi. Gazze Kızılay Acil Servisi çalışanlarının saatler boyu süren konuşmalarını ve ambulansla ilerleyen tekil bir çocuğun hayatta kalması için verilen mücadeleyi karşı karşıya getirdiğimizde, film bu dünyayı değiştiren, duvarların ötesine taşıyan bir ağırlık taşıyor. Kayıtlardaki Ses olarak adlandırılan bu ileti, yıllardır süren çatışmanın en net delili olarak öne çıkıyor ve izleyiciye, savaşın insani yüzünü doğrudan hatırlatıyor.
Kaouther Ben Hania, kayıtlardan dinlediği bu sesi merkeze alarak filmin temel direğini kuruyor. Anne baba kavramının ötesinde, küçük Hind’in kendine özgü ifadesiyle, acil görevlilerinin gündelik mücadeleleri kadar, güvenliğin nasıl sürekli değiştiğini de gösteriyor. Ambulansın güvenli bir yol arayışı, ancak bölgenin canlı bombardıman riskleriyle sınanması, izleyiciyi sahnelerin kenarına oturtuyor ve duyarlı bir sinemanın gücünü açığa çıkarıyor.
Sansürün her yerde olduğu bu dönemde, Hind Rajab’ın cesedinin bulunduğu otomobilin üzerindeki 355 kurşun izi ve olayın ardından başlayan soruşturma, belgesel dokunuşuyla filme damgasını vuruyor. İsrail ordusunun bölgeden çekilmesini takiben ulaşılan bu gerçeğin, dezenformasyon ve propaganda ile mücadelede nasıl bir rol oynadığı, eserin politik bağlamını da derinleştiriyor.
Filmin yapımcıları ve eleştirmenler, Gazze konusunda artan ayrımcılığa ve sansüre karşı duruyor; gerçekleri kayıttan çıkaran ya da çarpıtan her yaklaşım eleştirilirken, Ben Hania’nın sorumlu ve dürüst yaklaşımla hareket ettiği altı çiziliyor. Fransa ve Almanya gibi ülkelerde bile farklı tepkilerle karşılaşan bu çalışma, savaşın dikkat çekici bir yüzünü ortaya koyuyor ve izleyiciyi kendi konumlarını sorgulamaya çağırıyor.
Festival arifesinde, senaryonun birlikteliğiyle büyüyen bir gerilim duygusu, Altın Aslan yarışında iki farklı bakış açısını da gündeme taşıyor. François Ozon’un Yabancı ile Ben Hania’nın Hind Rajab’ın Sesi arasındaki karşılıklı paylaşım, sinemasal dilin ne kadar çok yönlü olabileceğini hatırlatıyor ve Venedik’in kırmızı halısında sessiz bir direnişin sesini yükseltiyor.













