Patara, Likya Birliği’nin başkenti konumunda olan ve üç oy hakkına sahip olan önemli bir kent olarak öne çıkıyor. Bu antik merkez, uzun geçmişiyle sadece siyasal değil, aynı zamanda dinsel ve kültürel birçok dönemde kilit rol oynamış bir yapıya sahip. Kazı başkanı Dr. Şevket Aktaş ile 2024-2025 sezonlarını değerlendirdiğimizde, Patara’nın tarihinin neolotik ve kalkolitik dönemlere kadar uzandığını gösteren bulguların ön plana çıktığını görüyoruz. Yali Adası’ndan kaynaklı obsidiyenler ile çakmak taşı aletlerin tespiti, kentin çok katmanlı geçmişine yeni bir boyut kazandırıyor ve bu bulgular, projenin temel amacı olan dokumentasyon ve restorasyon çalışmalarını güçlendiriyor.

Kentteki çalışmalarda Roma Dönemi’ne uzanan maddi kalıntılar ve mimari restorasyonlar dikkat çekiyor. Özellikle Patara Deniz Feneri’nin, Roma İmparatoru Nero dönemine ait özgün bir yapı olarak yeniden ayağa kaldırılması, denizcilik tarihi açısından bu kentin önemini vurguluyor. Fenerin çevre düzenlemesi ve kule kısmındaki orijinal izlerin korunarak yeniden inşa edilmesi, yapıların yalnızca birer geçiş noktası olmadığını, aynı zamanda simgesel birer anıt olduklarını gösteriyor.

İmparator Traianus döneminde Patara’nın başkent konumunu koruması, kent için stratejik ve kültürel açıdan büyük bir değer taşıyor. Limanı ve anıtsal yapılarıyla Akdeniz dünyasında önemli bir merkez olan Patara, Likya–Pamfilya Eyaleti’nde de merkezi bir rol oynadı. Kentin, 2020’de “Patara Yılı” ilanı sonrası Kent Kapısı ve çevresindeki restorasyonlar hayata geçirildi; 2025 yılında suyun antik dönemdekinin benzeri şekilde akıtılmasıyla havuz tamamlandı ve ziyaretçilere görsel olarak eski ihtişamını hatırlattı.
PATARA KENT KAPISI ise kent manzarasının en etkileyici unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Kuzeyden Patara’ya yönelen ana yol üzerindeki bu kapı, dört ayaklı yapısı ve üç kemerli geçişiyle dikkat çekiyor. Yaklaşık 19 metre uzunluğunda ve 10 metre yüksekliğinde olan bu yapı, antik dönemde giriş noktası olarak kullanılmıştır. Konsollar üzerinde 8 yazıt ve ayaklar üzerine yerleştirilmiş nişler, жатetler ve yanmış dönemlere ait bulgular, kapının yalnızca bir geçiş kapısı olmadığını, aynı zamanda onurlandırma amacıyla inşa edilmiş bir yapı olduğunu gösteriyor. Kapının çevresindeki arkeolojik kazılar, Batı Stoa gibi ticari mekânları da gün yüzüne çıkardı. Bulunan amphora, kandil, sikke ve pişmiş toprak kaplar, bu bölgenin MS 3. yüzyıl sonlarına kadar kullanıldığını işaret ediyor; ancak zeminde rastlanan geniş yanık tabakası, eski yangınların bu mekanları etkilemiş olabileceğini düşündürüyor.
Yapıların inşa süreciyle ilgili bilgiler, MS 141–142 yıllarındaki deprem sonrası hayırsever Eudemos’un bölgedeki yapıların yeniden inşa edilmesini sağladığını belirten yazıtlardan elde ediliyor. Patara için Kültür ve Turizm Bakanlığı özel açılışlar planlıyor; yeni kazı sezonunun ise şubat ayında başlaması öngörülüyor.
‘KAÇAK YAPILAR BÜYÜK SORUN!’ Patara antik kentinde kaçak yapılaşma uzun süredir gündemde. Kazı başkanı Aktaş, bu durumun 1990’lardan beri sürdüğünü ve o dönemde yapılan kaçak yapılar için yıkım kararlarının çıktığını, ancak bugün bile bu yapısal tehditlerin devam ettiğini belirtiyor. PLANSIZ… Bu konudaki görüşlerini paylaşan Kültürel ve Doğal Mirası İzleme Platformu Başkanı Nezih Başgelen ise Patara’nın 1. derece sit alanı olarak korunmaya çalışıldığını ve çevre kaçaklarının bölgedeki ekosistem ve arkeolojik değerler üzerinde baskı kurduğunu ifade ediyor. Başgelen, bölgede zeytinlikler de dahil olmak üzere özel çevre koruma bölgesindeki yapılaşmanın, Patara Özel Çevre Koruma Bölgesi’nin ve dünyanın en ünlü kumsalının geleceğini tehdit ettiğini vurguluyor.













