Donald E. Westlake’in Balta romanı yayımlandığında, Amerika’da geniş yankılar uyandırdı. The New York Times’tan Deborah Stead, işten çıkarma konusundaki uzman yönetim danışmanlarının bu eseri okumaktan kaçınacağını belirtti. NYT’nin D. Keith Mano ise romanın sürprizli sonuyla beklentileri alt üst ettiğini ifade etti ve Westlake’i dönemin sembolü olarak övdü. Washington Post’ta Michael Dirda ise Burke Devore’un kurumsal Amerika’nın kalpsizliğine karşı duyduğu öfkeyi ve bir şirketin pembe fişlerle binlerce hayatı yok edebileceğini gösteren çarpıcı gerilimleri vurguladı. 12 yıl sonra The Nation’dan Charles Taylor da, Westlake’in 80’ler Amerika’sının ekonomik Darwinizmiyle hesaplaştığını belirtti.

Balta, ahlaki açıdan keskin bir soru ortaya koyuyor: kapitalizmin açgözlülüğüne verilen yanıtlar nelerdir ve bu yanıtlar insanlığı nerelere götürür? Westlake, bir kâğıt şirketinin küçülme politikalarının ortasında kalan Burke Devore’un aklını ve adalet kavramını sarsan planını bize sunuyor. Devore, işsizliğin ve başarısız özgeçmişlerin ardından içsel bir bunalıma sürüklenir; nihai çözüm olarak, kendi bulunduğu bölgedeki rakipleri ortadan kaldırmayı düşünür. Bu motivasyon, izleyen sahnelerdeki gerilimi ve ahlaki sınırları zorlar.
Park Chan-wook bu temaya sanatsal bir dönüştürme getirir: Başka Yolu Yok’taki Man-soo, Westlake’in Devore’ının estetik bir yansıması olarak karşımıza çıkar. Man-soo, yıllardır çalıştığı kâğıt şirketinin küçülme politikası nedeniyle işini kaybeder ve kısa sürede yeni bir iş bulamayınca, kendi bölgesindeki rakipleri ortadan kaldırmayı planlar. Orta sınıfın itici gücüyle başlayan bu öykü, ilkel dürtülerle sürüklenen bir kahramanın ahlaki çukuruna dönüşür. İlkel insanın ölüm karşısındaki tutumu üzerine Freud’un sözleriyle desteklenen bu bakış, kapitalizmin kuru ve hesaplı dünyasında bireyin hayatta kalma içgüdüsünü ortaya koyar.
Gavras’ın Ölümcül Çözüm’üyle karşılaştırma yapıldığında, Chan-wook’un anlatımı daha çok karakomediye ve içsel keşfe yönelir. Gavras’ın politik tavrı belirgin bir uyarı getirirken, Chan-wook’un evreninde aynı dinamikler bireyin ruh hâline odaklanır ve ölüm ile varoluş arasındaki ince çizgiyi kurcalar. Burada “devrimcilik” fikri filme ağırlık kazandırsa da sonuç, toplumsal değişimin birey üzerinden okunması gereken bir gerçekliğe işaret eder.
Çıkış Yolu Var mı? Chan-wook, filmin açılışında devrimci bir ton yerleştirse de sonu bu düşünceyle bağdaşmaz. Yönetmenin açıklaması, direnişin gerekliliğini savunsa da gelecek tasavvurunu dikkatli bir gözle okumanın önemini vurgular: Düşmanı yok etmek için atılan adımlar, bizi bekleyen geleceği nasıl değiştirecek? Bu sorular, yapay zekâ ve teknolojik süreçlerin işgücünü nasıl biçimlendirdiğine dair güncel bir düşünceyle birleşiyor.
Sonuç olarak, Balta ve Başka Yolu Yok, kapitalizmin kurumsal yüzünün insan yaşamı üzerindeki etkisini gösteren iki farklı sanatın ortak meselesini ele alır. Westlake’in realist gerilimi ile Chan-wook’un şiirsel görsel dili, bireyin hayatta kalma içgüdüsünü ve etik sınırları yeniden soruşturur. Mücadele, muhafazakâr bir akıldan çok, insani bir hesaplaşmaya dönüştüğünde, toplumsal örgütlenmenin ve sendikalaşmanın önemi yeniden hatırlanır. İnsanın vahşi yanını ve kapitalizmin makineleşen ruhunu irdeleyen bu eserler, bize başka bir yolün var olup olmadığını sorgulatır.













