O akşam, 2025 yılının son günleriydi ve aynı anda Don Kişot müzikalini izlemek için buluşmuştuk. Zorlu’da yan yana otururken sohbet sürüyordu. “Zeynep, kaç yıldır tanışıyoruz?” diye sordum. O da gülümseyerek yanıtladı: “Türkiye’nin tiyatro tarihi kadar uzun.” Bu sözler, Haldun Dormen’in bize miras bıraktığı bağ ve duyguların somut bir ifadesiydi. Onun hakkında haber geldiğinde içimdeki boşluk ve eksiklik hissi derinleşti; sanki yıllar boyu paylaştığımız sohbetler yeniden tekrarlandı ve aklımızdan çıkmadı. O, tiyatro sanatını yaşamı boyunca adayan bir ömürle karşımızdaydı.
Türk tiyatrosunun duayeni, müzikallerin ülkemizdeki öncüsü olan Dormen, sahneye ve sahne arkasına dair bir serüvenin merkezindeydi. Onunla büyüyen, gelişen ve yayılan bir hareketin temel taşıydı. “Sokak Kızı İrma” ile başlayan, “Bit Yeniği”, “Şahane Züğürtler”, “Yaygara 70”, “Şen Sazın Bülbülleri”, “Kuşlar”, “Lüküs Hayat” gibi eserlerle süren yolculuk, yalnızca bir repertuardan ibaret değildi; ritim, hız ve dinamizmle dolu bir sahne diliydi ve bu dil seyirciyle kurulan bir sinerjiydi.
Birlikteyken, bu sanat insanı yalnızca oyuncu, yönetmen, yazar olarak değil, aynı zamanda eğitmen olarak da tanıdık. Nesiller boyu sayısız tiyatro insanını yetiştirdi, birçok gence yol gösterdi ve her adımında kişiliğiyle dokundu. Çalışkanlığı ve yaşama olan bağlılığı, bizim için muhteşem bir ilham kaynağıydı. Onu kaybettiğimizde bile, bu mirasın izleri ve etkisi sürüyor: Haldun Dormen’imiz olarak anılmaya devam ediyor. Bizler de, onunla olan bu bağa ve eserlerine olan saygıyla dolu kalıyoruz.
Öyle ki, onun sayesinde müzikal tiyatro bugün olduğundan çok daha zengin ve görünür hale geldi. Bize düşen ise, bu mirası koruyup geleceğe taşımak ve onun yol göstericiliğiyle ilerlemeye devam etmek. Önünde sevgiyle ve saygıyla eğiliyorum.













