Bir dizi film ve uyarlama, geleceğin toplumsal yapısını, sınıf farklarını ve insan doğasının karanlık yönlerini çarpıcı bir dille gözler önüne serer. Özellikle zeka, etik ve hayatta kalma arzusunun sınandığı sahneler, izleyiciyi bir belgeselmişçesine düşündürür; distopyanın günlük hayata nasıl sızdığına dair keskin bir farkındalık doğurur.

İlk örnek olarak karşımıza çıkan bir komedi-iz düşümü; Idiocracy (Ahmaklar) 2006 yapımıdır ve toplumun 500 yıl sonraki görünümlerini hicivli bir bakışla sunar. Zeka seviyesinin düşüşü, popülist politikaların ve tüketim kültürünün bir sonucu olarak resmedilir. Hayatın normal akışını değiştiren bu öngörü, korkutucu bir belgesel etkisi yaratır.
Geniş kadrolu bir diğer yapıta baktığımızda, Salgın olarak bilinen Contagion (2011) Steven Soderbergh’in imzasını taşıyor. Küresel bir virüs salgını, toplumsal düzeni saniyeler içinde alt üst eder; Matt Damon, Kate Winslet ve Jude Law gibi isimlerin dahil olduğu oyuncu topluluğu, krizin çok boyutlu etkilerini çarpıcı bir gerçekçilikle aktarıyor.

İspanyol yapımı El Hoyo (The Platform, 2019) ise yemeklerin üst katlardan aşağıya indiği dar bir hapishane üzerinden sınıf kavgasını ve adalet arayışını ele alır. Üsttekilerin ağırlığıyla alt kattakilerin açlığı arasındaki uçurumu, tek bir mekânda yoğun bir gerilimle anlatır.





















