Untold Tales sergisi, Yonca Saraçoğlu’nun yeni yağlı boya çalışmalarıyla geçmiş dönem heykellerini bir araya getirerek, izleyiciyi katmanlı ve zamansız bir görsel yolculuğa davet ediyor. Bu sergi, sanatçının içsel dilini ve dış dünyanın işaretlerini bir araya getiren kapsamlı bir anlatı sunuyor.

Sessizlik ve dile gelmeyen sözler serginin merkezinde duruyor ve bu alan, sessizliğin ifadeye dönüşmesini nasıl mümkün kılıyor sorusunu izleyiciye soruyor. Sessizlik, bastırılmış duyguların ve itiraf edilemeyenin görsel karşılığı olarak kendini gösterirken, sanatçı bu evreyle kendi mistik ve hayali mekânlarına geri dönüyor. Yeryüzünün sesi, gökyüzüyle buluşan bir dizi tonla yeniden kurulur; mavi, sarı ve morun birleşiminde doğanın dilini konuşur adeta ve bu seride doğanın kendi sessizliğini önce kadınlıkla pekiştirir biçimde öne çıkarır.

Sergideki kadın figürleri arketipsel anlamlar taşır: dünya anası ve kendi öykülerini taşıyan varlıklar olarak, doğurdukları canlılarla birlikte güç ve direnci simgelerler. Mekâna dair kayıp hissi ve öznenin belirsizliği, eserlerde belirgin biçimde yankılanır; örneğin Ölmez Duyu tablosu, yeryüzü ve gökyüzü arasında hassas bir köprü kurar ve figürün doğayla olan bağını güçlendirir.

Sanat ve özgürlük arasındaki bağ serginin temel taşlarından biri olarak öne çıkıyor. Saraçoğlu, sanatın direniş ve özgürlük alanı olduğunu vurguluyor; günlük yaşamın kuşatıcı etkilerine karşı sanatçılar ve izleyicilerin yaratıcı yönlerini korumanın önemini hatırlatıyor. Sanatın, toplumun refahı için vazgeçilmez bir araç olduğuna inanıyor ve bu güvenle, izleyicilerin sanata yönelmesini ve bilinçli bir sanat takipçisi olmalarını öneriyor.
Kişisel yolculuk ve izleyici üzerindeki etki Saraçoğlu’nun kendini “yalnızgezer” olarak tanımlaması, izleyiciye kendi iç yolculuklarını keşfetme çağrısı olarak okunabilir. Herkesin kendi yaşamının kahramanı olduğu ve bu sergiden çıkan kişinin kendi iç dünyasında sarsılma ve dönüştümeyi deneyimlemesi umuluyor. Üretim süreci, 2020’ye uzanan bir birikimin sonucunda şekillendi ve sergiye oyun ve yoğunluk kattı; yeni işler için de çalışmalar sürüyor. Yeni eserler geliyor mu? diye sorulduğunda, yanıt kesinlikle evet; çalışmalar daha da derinleşerek izleyiciyle buluşacak.
Bu sergi, geçmişten günümüze uzanan bir köprü kuruyor ve mekân ile öznenin kaybının izini sürerken, görünmeyenin görülebilirliğe dönüşmesini sağlıyor. Böylece izleyici, serginin içindeki sessizliğin ardında yatan hikâyeyi kendi deneyimiyle doldurabilir.













