Seyyah, köklerinden beslenen ve müziğini çağdaş anlatımlarla yeniden inşa eden bir topluluk olarak sahnede yerini alıyor. Grup, Türkiye kökenli birikimini farklı dillerdeki sözlü halk müziğiyle harmanlayarak dinleyiciyi geçmişle güncelin kesişiminde bir yolculuğa çıkarıyor. Seslendirdiği parçalar, Türkçe, Yunanca, Ermenice, Boşnakça, Makedonca ve Kürtçe gibi dillerdeki ezgileri kapsıyor; bu zenginlik sahnede çeşitli enstrümanların eşlik ettiği çok katmanlı bir müzikal dokuyu yaratıyor. Ceren Kaçar, vokalist olarak grubun merkezinde yer alırken klarnette Mehmet Ali Orman, gitarda Güneş Demir ve diğer müzisyenler farklı tınıları bir araya getirerek dinleyiciyi sürükleyici bir deneyime davet ediyor.
İlk kez 2017 Strasbourg’da başlayan yolculuk, zamanla İstanbul merkezli bir oluşuma dönüştü. Bugün yedi İstanbullu müzisyen grubun çekirdeğini oluştururken, iki uluslararası müzisyen Jonas Pour Mozaffar ve Toby Kuhn da Avrupa turnelerinin süreklilik kazanmasını sağlıyor. Bu yapı, Seyyah’ın hem köklerine sadık kalmasını hem de küresel bir ses olarak tanınmasını mümkün kılıyor.
-Geleneksel müziğe olan bağlılık nasıl şekillendi? Seyyah için müzik, durmaksızın gezginlik halinin bir sonucudur. Müzikle olan bu bağ, doğduğumuz coğrafyaların ezgilerini özgün bir dille bir araya getirme arzusuyla pekişti. Her bir enstrüman, kendi kültürel mirasından payını alırken, ortak bir dil oluşturarak farklı seslerin bir araya gelmesini sağlıyor. Zaman içinde bu ortak dil, geleneksel ezgilerin derinliklerini korurken yeni bir ifade gücü kazandı. -Müziğin tanımı konusunda ne düşünüyorsunuz? Biz kendi işimizi Yeni Anadolu halk müziği / New Anatolian folk olarak ifade ediyoruz. Bu tanım, 1960’lardan itibaren görülen, halk müziğinin kentli bir çerçevede yeniden ele alınmasını kapsayan neo-folk akımından beslenir. Aynı zamanda, bölgesel halk ezgilerinin modern düzenlemelerle yeniden doğuşunu da içinde barındırır.
“BİZİM İÇİN BU MÜZİK BİR TARZ DENEMESİ DEĞİL” -Türkiye’de benzer çabalara tanık olurken sizi diğerlerinden ne ayırıyor? Yılların ortak çalışmasıyla oluşan bir dilimiz var. Şarkılar hızlıca yazılıp kenara konulmuyor; performans anında kararlar verilmiyor, taslaklar üzerinde uzun uzun çalışılıyor ve her parça üzerinde katmanlı bir süreç işliyoruz. Enstrümanları da geleneksel rollerin dışına taşıyarak sahnede dinamik bir atmosfer yaratıyoruz. Örneğin, “Bahçalara Geldi Bahar” parçasında dinleyici first neşeyi hissederken bir anda Doğu Anadolu türkü dokusuna geçiş yapabiliyoruz. Bu akış, parçaların bir bütün olarak derinleşmesini sağlıyor. -İlk albümden bu yana yaptığınız değişimler ve yaklaşımınız nasıldı? Tuz’da sekiz eserin bulunduğu ilk albümümüzde bazı parçalar anonimdi; bu kez Anadolu’nun sözlü repertuvarına geri dönerek kökleri koruduk, ancak kendi üretim dilimizi de ekledik. Yine de yeni besteler üzerinde çalışmaktan geri durmuyoruz; gelecek projelerde özgün eserler üretmeyi hedefliyoruz. Lö Türkü’nün bestesi Gabriel Meidinger’e ait olup sözleri Ceren Kaçar ile birlikte yazıldı. Söz konusu parçaların içindeki çağrılar, topluluk olmanın ve birlikte hareket etmenin önemini vurgular nitelikte. “Lö Türkü” başlığı, bu köprü kuruculuğu ve gelenek ile çağdaşlığı buluşturan bir simge olarak öne çıkar.
-Gelecekte hangi yönlerle ilerleyeceksiniz? Şimdiden umut verici planlar var. Süreçler daha kapsayıcı ve kolektif hale gelerek, geleneksel repertuvarı daha geniş bir yelpazeyle yeniden ele alacak bir albüm yolculuğu bizi heyecanlandırıyor. Yeni eşiklerde, farklı bölgelerin ezgilerini ve duygularını da bu ekiple paylaşmayı hedefliyoruz.
-Türk halk müziğiyle ilgili güncel tartışmalarda sizin bakışınız nedir? Halk müziği, Türkiye’de hâlâ canlı olan bir ifade biçimi. Ancak tarihsel süreçte devlet destekli resmi sunumlar ve yaygın standartlar, doğal ve yerel icra çeşitliliklerini zaman zaman zedeledi. Buna karşı, Anadolu Rock çağında görülen kentli bir yaklaşım ve küresel etkileşimler, kökleriyle modern yaşamı buluşturdu. Biz, bu serüvenin bir parçası olarak, geleneksel ezgileri günün müzikal dillerine uyarlarken, kendi özgün dilimizi korumayı hedefliyoruz. Sonuçta, müzik bir araya gelmek ve dayanışmayı güçlendirmek için var olmalı.
-Yeni albümler için net bir planınız var mı? Evet. Kolektif üretimin güçlendirilmesiyle daha iddialı bir arayışa girmek ve sahnelerde yeni sürprizlerle dinleyiciyle buluşmak için sabırsızlanıyoruz.












