İnsanın kendine nasıl baktığı, dünyayı nasıl adlandırdığı konusundaki alışkanlıklarıyla yüzleşmesi, çoğunlukla içsel bir yolculuktur. Azerbaycanlı sanatçı Yahya Perviz Tan’ın Red Rouge Art’ta açılan solo sergisi “Bir Sıfat…” bu yolculuğu izleyiciyle paylaşırken, sıfatın ötesine geçişin gerekliliğini hatırlatıyor: Ben kimim? Sıfat kavramı, eserleriyle yalnızca tanımlamaktan çok duygulara kapı aralamayı hedefliyor. Hem soyut hem de figüratif üretimler, bakışın doğasına ve kimliğin oluşum sürecine odaklanıyor; izleyici ile eser arasındaki görünmez bağı sorguluyor.
Farklı bir gerilim kuruyor Tan ve bu gerilimi tanıtmadan önce, figür ile soyut alan arasındaki dinamik kendini gösteriyor. Kendine özgü bu tercih, izleyiciye “Bu nasıl bir deneyim?” sorusunu sorduruyor: Neden buradayım? Neden izliyorum? İzleniyor muyum?

Tan’ın bakış açısında duygu, bir kavramı ya da sınırı belirler. Sergideki çalışmalar, izleyenlerin iç dünyasında geçişler yaratıyor; çocukluk ve gençlik anılarının, gerçekleşmeyen hayallerin yankısı kimi zaman sesli, kimi zaman sessiz bir şekilde hissediliyor. Eserler sanki bir hikâyenin resimlenmiş halleri; her biri kendi anlatısını taşıyor ve belki de bir başkasında farklı bir hikâyeye dönüşüyor. Her eserin kendine özgü bir hikâyesi var mı, yoksa paylaşılan bir hikâye mi hissediliyor? diyoruz Tan’a. “Bazı tek eserlerim ve seri çalışmalarımın çıkış noktası var ama bunları kapalı hikâyeler olarak görmüyorum,” diyor ve ekliyor: yüzeydeki açıklık, içerdeki tamamlanmışlık değildir; daha çok açık uçlu durumlar olarak kalır. Böylece her eser, benim adımla başlayıp izleyicide tamamlanan bir hikâyeye dönüştüğü bir deneyim sunar. Aynı resim, farklı insanlar için farklı anlatılar barındırır.
“Eşikte…” adımları ise Tan’ın üretim sürecinin merkezinde yer alıyor. Zıtlıklar, kökenler ve kimlikten kaynaklanan köksüzleşmeler bu pratiğin temel dinamiklerini oluşturuyor. Kent ve toplumsal yapı ile bireyin içsel çatışmaları sergide belirginleşirken, izleyici kendi geçmişiyle hesaplaşmaya çağrılıyor; modern dünyanın karışıklığı içinde kendi yerini bulmaya çalışırken bireyin içsel çatışmaları da vurucu bir biçimde öne çıkıyor. Serginin adı olan “Bir Sıfat” üzerine düşünürken, Tan şu değerlendirmeyi yapıyor: Sıfat, nesneye ya da olguya bakış açımızla kurulur; bu yüzden sergiyi ‘eşikte’ tanımlamak, tamamen içerde ya da tamamen dışarıda olmayan anı ifade etmek için daha uygun geliyor. Böylelikle izleyici, eserin ardında yatan anlamı kendi algısı ile tamamlar; sergi, adeta bir sonraki adıma hazırlenen bir eşik sunar.
Etkinlik 8 Mart’a kadar görülebilir durumda kalıyor ve bu kalış, izleyiciye kendi içsel yolculuğunu sürdürme imkânı veriyor.












