Tophane Çeşmesi ve çevresinde süregelen tartışmalar, bölgenin yeterince korunamadığına dair uzmanların dikkat çektiği önemli bir gündem yaratıyor. Restorasyon süreci Vakıflar olarak belirlenmiş olsa da alan yönetimi konusunda net bir plan bulunmuyor; UNESCO Dünya Mirası kapsamındaki dört ana alan arasında yer alan bölge için ise şu ana kadar özel bir alan yönetim planı çalışması gündeme alınmış değil.
Uzmanlar, tahribatı engellemenin yolunun caydırıcı cezaların uygulanmasından geçtiğinin altını çiziyor. Arkeolog Nezih Başgelen, İtalya’daki örnekleri referans göstererek tarihsel eserlerin zarar görmesi durumunda uygulanabilecek yaptırımların ülkeden ülkeye farklılık gösterdiğini belirtiyor. Türkiye’de de benzer bir yaklaşımın benimsenmesi ve ağır yaptırımların gündeme alınması gerektiğini ifade ediyor. 2024 yılında ek idari cezaların getirilmesiyle anıtlara verilen zararların mali karşılığı artarken, hapis cezaları ile para cezaları arasındaki oranlar da önemli ölçüde değişti.

Roma’dan Floransa’ya uzanan tartışmada Tophane Saat Kulesi, Çeşmesi ve Nusretiye Camii gibi yapıların bir bütün olarak yönetilmesi gerektiğini vurgulayan uzmanlar, tekil yapılar üzerinden ilerlemenin yetersiz kaldığını dile getiriyorlar. Korumanın, sadece inşa süreciyle sınırlı kalamayacağına işaret eden görüşler, çevreyi kapsayan kentsel planlama ve kamusal alan yönetiminin bütünleşik bir yaklaşım gerektirdiğini savunuyor.
Tophane Bölgesi’nin simgeselliği ve tarihsel bağlamı korunurken bu alanın imparatorluk dönemi ile Akdeniz ağı içerisindeki rolünün de anlaşılır kılınması gerektiğini belirten uzmanlar, suyla hayat bulan bu değerin kamusal alana taşıdığı özgün özellikleri vurguluyor. Böyle bir mirası korumak için sadece restore işlemleriyle yetinilmemesi gerektiğini, arşivler, enstitüler ve üniversitelerin yönetime dahil edilmesi gerektiğini belirtiyorlar.
Yönetsel sorumluluklar söz konusu olduğunda, “kim yönetiyor?” sorusu basit bir bürokratik mesele olmaktan çıkıyor. Vakıflar olarak görünen kurumların tarihi bir misyonu temsil ettiği düşünülse de, bölgenin yönetimi merkezî bir çerçeveye oturtulmadıkça kamusal alanın etkin korunması mümkün görünmüyor. Bu nedenle, mirasa sahip çıkmanın yolu, yönetim mekanizmalarının yeniden yapılandırılması ve çok paydaşlı katılımın sağlanmasıyla ilgili adımların atılmasına bağlı olarak değerlendiriliyor.












