Bir sahil yürüyüşünün ardından kendimi Zehra Yıldız Salonu’nun içinde buldum ve Samsun Devlet Opera ve Balesi’nin sahnelediği “Hanım Olan Hizmetçi”yi izlemek için sabırsızlandım. La Serva Padrona’nın zarif geçmişiyle Şahan Gürkan’ın rejisi, Türkçe bir yeniden yorumla sahnede hayat buluyor; hafiflik ve oyunbazlık başlangıçta akımı andırsa da perde açıldıkça işin perde arkasında saklanan güç dinamikleri, alışkanlıklar ve yalnızlıklar ortaya çıkıyor.

İşin içinde evin sınırlarını belirleyen sert bir düzen kuran Uberto ile evin görünmeyen merkezini ele geçirmeye çalışan Serpina arasındaki gerilim dikkat çekiyor. Uberto’nun dünyası, geniş ve net kurallarla örülmüş gibi görünürken, bu katı görüntünün ötesinde kırılgan ve hayata tutunmaya çalışan bir ruha işaret ediliyor. Serpina ise yalnızca hizmetçi rolünü aşan, oyunu değiştiren ve evin dengesini kendi lehine çeviren bir güç olarak sahnede belirginleşiyor.
Bu eser, komik bir opera olmanın ötesine geçiyor; ev içindeki rollerin ve iktidarın nasıl yeniden tanımlandığını canlı bir sahne anlatısına dönüştürüyor. Samsun yorumunda dikkat çekici olan, yapıtın hafif yapısının altındaki katmanların asla kaybolmaması. Şahan Gürkan’ın rejisi, yalnızca güldürmeye odaklanmayıp karakterlerin iç gerilimini de görünür kılıyor. Seyirci, mizahın ritmine kapılırken her kahkahanın ardında yatan duyguyu da hissetme şansına sahip oluyor.
Uberto’nun sert görünen dünyası ile Serpina’nın kıvrak zekâsı arasındaki karşılaşma, sahnede giderek daha inandırıcı bir çekime dönüşüyor. Eserin güçlü yönlerinden biri de müziğin yalnızca eşlik eden bir unsur olarak kalmayıp, sahnenin nefes alıp veren bir damar gibi işlev görmesi. Pergolesi’nin zarif, akıcı ve kıvrak ezgileri, bu hikâyenin ruhunu taşıyan temel unsurlardan biri olarak öne çıkıyor. Sahne dekoru, kostüm ve ışık bir bütünlük içinde tasarlanmış; Orhan Açıkgöz, Gülnur Çağlayan ve Erdem Kuzaytepe’nin katkıları atmosferi eksiksiz bir şekilde tamamlıyor.
“Hanım Olan Hizmetçi”nin özündeki güç, uzun cümleler kurmadan pek çok duyguyu iletebilmesinde saklı. Bir evin içinden yola çıkarak insan tabiatının çeşitliliğini ve inceliklerini gözler önüne seriyor; güldürüyor, fakat yalnızca kahkahalarla sınırlı kalmıyor. Düzen arayışının içinde sevgi, arzu ve zaafın nasıl bastırıldığına dair izler bırakıyor. Bazen bir ev, kocaman bir toplumun küçük bir özetini barındırır; bu eser de tam olarak öyle bir tablo sunuyor. Samsun’un gri göğü altında, bayram neşesinin dağınıklığıyla Salonu’nda izlediğim bu yapıt bana hoş bir iz bıraktı. Sahilden salona uzanan kısa yürüyüş, günün içinden sahne sanatlarına uzanmanın simgesi gibi kaldı; dışarıdaki deniz ve rüzgârla birleşen içerideki müzik, oyun ve ışık üçlemesi, bu akşamı unutulmaz kıldı.













