Başkentte sanat, kalabalık koridorlarda yeniden soluk alıyor. Kapıdan içeri adım atarken hissedilen ilk şey, Ankara’nın sanata olan susuzluğunu hâlâ taşıması; her yıl artan bir istekle büyüyor bu şehirde. Galerilerle dolu koridorlar, adımları takip eden her yeni yüzle birlikte renkler ve hikâyeler sunuyor. Özellikle ikinci katlarda öne çıkan proje temelinde üretimler, bu fuarın sadece göstermekten ibaret olmadığını, düşünmeye sevk eden bir yönü olduğunu hatırlatıyor. (Alperen Argon)

Fuarda ön plana çıkan değerli yanlardan biri de genç sanatçılara yer açan bir yaklaşım. Ankara’nın dinamik sanat hayatını canlı tutan bu tür buluşmalar, sıradan bir etkinliğin ötesine geçer; şehir için nefes alma anlarıdır adeta. Bir resmin önündeki uzun bakışlar, tanıdık bir ismin karşısında yükselen sessiz düşünceler ve daha önce hiç karşılaşılmamış bir işin bıraktığı hafif sarsıntı, fuarın gerçek canlılığını oluşturur. Bu yazıda özellikle gençlere odaklanmayı istedim, çünkü gelecek çoğu zaman büyük isimlerin gölgesinde değil, karşımıza çıkan taze bakışlarda saklıdır. Bu yıl görülen o taze bakışlardan biri, upArt Galeri’de yer alan Yaren Manas’ta karşımıza çıktı. Çanakkale merkezli çalışan bu sanatçı, neo-kübist ve figüratif dışavurumcu öğeleri bir araya getiren üslubuyla dikkat çekiyor. Onun dünyasında figür, sadece görünür bir beden değildir; parçalanan, yeniden örgütlenen bir iç dünya olarak karşımıza çıkıyor. Renk ile biçim arasındaki gerilim, genç bir sanatçının yalnızca kendi dilini kurmakla kalmayıp bu dilin inşasına ısrarcı yaklaşımını da ortaya koyuyor. Manas’ın işleri, izleyiciyi hızlıca geçip gitmek yerine durup düşünmeye, yüzeye yeniden bakmaya çağırıyor. (Ceren Bener)

Fuarda dikkat çeken bir diğer genç isim ise Ceren Bener. ByKara Sanat çatısı altında çalışan Bener, çağdaş Türk resminde figüratif ve anlatı temelli çalışmalarıyla öne çıkıyor. Bireyin iç dünyasına, kimlik arayışına ve gündelik yaşamın ruhsal katmanlarına odaklanan eserlerinde kişisel deneyim ile kolektif hafızanın yan yana gelmesi, resimlere yalnızca görsel bir çekicilik değil, duygusal ve düşünsel derinlik de katıyor. “Sessiz Serisi” etrafında inşa ettiği dünya, insanın kendisiyle en yoğun hesaplaşmalarını yaşadığı anları transfer eder nitelikte. Mekân hafızası, figürün bekleyişi ve içgüdünün bastırılmış çağrısı… Bener’in çalışmaları ilk bakışta zarif bir denge kurar; daha yakından bakıldığında ise içten bir ruhsal gerilimin kıpırtısını hissettirir.

Fuarda bir başka öne çıkan isim de Valör Sanat Galerisi’yle temsil edilen Alperen Argon. Saint Petersburg İmparatorluk Sanat Akademisi–Repin çizgisinden izler taşıyan eğitimi, resimlerinde belirgin bir akademik zemini gözler önüne serer. Desen duygusunun sağlamlığı, düzenli kompozisyon ve ışıkla gölge arasındaki dikkatli denge, Rus resmine yakın duran bir tavırla birleşiyor. Uzun bir aradan sonra bu yaklaşımıyla öne çıkan genç bir Türk sanatçısı olarak dikkat çekiyor. Argon’un eserlerinde teknik becerinin ötesinde eğitimin resimle kurduğu derin bağ da belirginleşiyor. Bu, yüzeyin ötesine uzanan bir ciddiyet katıyor çalışmalara. (Yaren Manas)
Sanat fuarlarının karakteristiğini anlatan bu deneyim, kalabalığın geçişiyle sınırlı kalmıyor. Duvarlar arasındaki geçiş, ışıklar sükûn bulduğunda bile bazı işler, bazı yüzler ve bazı renkler zihinde yaşamaya devam ediyor. ArtAnkara bu yıl da bu kalıcı izleri bırakıyor; sadece eserleriyle değil, eserlerin ardındaki arayışla da Ankara’nın sanatsal damarını canlı tuttuğunu gösteriyor. Son günün akşamında stantlar dağılsa da içimizde kalan şeyler, gördüğümüz eserlerden çok daha fazlasını taşıyor: Bazen bir figür, bazen bir renk lekesi, bazen de genç bir sanatçının yolun başında gösterdiği o kendine has inatçılık. Sanat, işte bu yüzden yalnızca duvardaki görünüşten ibaret değildir; izleyen kişinin içinde sürüp giden bir yolculuktur.












