İstanbul’un öne çıkan tarihi yapılarını ve müzelerin bugünkü durumu, uzun süredir süregelen restorasyonlar ve idari tasarruflar nedeniyle belirsizlikler içinde kalıyor. Yerebatan Sarnıcı’nın Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden ayrılıp Kültür ve Turizm Bakanlığı çatısı altındaki kurumlara devrinin ardından, kapalı duran pek çok envanter, ziyaretçilere açılmanın önünde engel oluşturuyor. Beyazıt’taki Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi, yaklaşık on dört yıldır restorasyon nedeniyle halka kapalı tutuluyor ve bu süreçte birkaç önemli arşiv ve eserin bulunduğu düşünülen mekânlar da aynı şekilde görünürlükten yoksun kalmış durumda.
Bu durum, Fatih Camisi Külliyesi içindeki Karadeniz Medresesi gibi yapılar için de geçerli. Uzun süredir süren restorasyonlar neticesinde tamamlanamayan projeler, hâlâ ziyaretçileriyle buluşmayı bekliyor. Yeni Cami Hünkâr Kasrı altındaki vakıf ürünlerinin satış yaptığı mağazanın kafe olarak kullanılmaya başlaması ise kurumsal vizyon ve yönetim ilkeleriyle bazı tutarsızlıklar hissedilmesine yol açıyor. Kamuoyunda, bu eserlerin nerede, hangi depolarda saklandığı ve nasıl korunduğu konularının Sayıştay raporlarıyla şeffaf biçimde açıklanmadığı yönünde eleştiriler çoğalıyor.
Uzmanlar ise uzun süredir kapalı olan envanterlerin durumunu ve kapanış kararlarının gerekçelerini soruyor. Restorasyonlar ve tasarruf kararları karşısında, II. Beyazıt Külliyesi içerisindeki Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi’nin depolarda mı kaldığı, yoksa kamu kullanılabilir hale gelmeden neden açılıma kavuşamadığı sorularına resmi cevaplar bekleniyor. Bu durum, kamuya açık mızıklar ve envanterlerin güvenliğini nasıl koruduğu konusunda da tartışmaları beraberinde getiriyor.
Şeffaflık çağrısı iletisiyle Şahin, restorasyon ve tasarruf kararlarının net bir şekilde açıklanması gerektiğini savunuyor. Belediyenin restorasyon müdahaleleriyle açılan yapılarla ilgili kararların, mevcut envanterlerin depolarda mı kaldığına yoksa başka bir aşamada bulunduğuna dair açıklamalar isteniyor. Resmi açıklamalar ve Sayıştay raporlarıyla kamuoyuna bilgi verilmesi talebi güç kazanıyor.
İç içe geçmiş ideolojik sürtüşmelerin anıtsal yapılar üzerinde yapılması ise ülkenin kültürel gelişimi ve koruma ilkeleri açısından kaygı verici olarak değerlendiriliyor. Fatih Camisi Külliyesi’nin restorasyonu sonrası bazı kurumlara tahsis edilen alanlar ve hareketler, kamu kullanımına açık alanlar üzerindeki haklı kaygıları yeniden gündeme getiriyor. Bu durumun geçmişten günümüze uzanan bir sorun olarak kalmaması için, şeffaf bilgilendirme ve hesap verebilirlik temel hedef olarak belirlenmelidir.












