Patrol adlı tez filmiyle maddi kısıtlar nedeniyle karakterinin suça yöneldiğini betimleyen John Patton Ford, Güney Karolina’nın kırsalından gelen bir yoksulluk öyküsünü anlatır. Üniversite sonrası edindiği deneyimler ve sinema tutkusu, onun servet eşitsizliğini merkeze alan bir anlatıyı şekillendirmesine yol açar. Ford, Emily the Criminal adlı bağımsız yapıtıyla anti kahramanlara olan hayranlığını ve servet uçurumunu işleyen ilk filminin izlerini sürerek, How to Make a Killing’i çekmeden önce İngiliz kara komedisi geleneğinin başyapıtlarını inceleme kararı alır. Bu arayışın sonunda Robert Hamer’ın kült noir-komedisi Kind Hearts and Coronets’in ABD uyarlamasını kendi bakış açısıyla yeniden hayata geçirmeye karar verir; İngiliz aile mirası temalı filmde sekiz akrabanın ölümüyle ilerleyen bir anlatı, Ford’un modern yorumu için bir ilham kaynağı olur. Bu seçim, filmin ritmi ve bakış açısını zenginleştiren bir dönemeç olarak öne çıkar.

SERVET EŞİTSİZLİĞİ konusunu merkeze alan proje, ABD’de artan servet uçurumunu, birkaç milyarderin ülkedeki etkisini ve genç bir kadının hayatta kalma mücadelesini odak noktası yapar. Mary New Jersey’in taşrasındaki bir annenin, 18 yaşında evden kovulmasıyla başlayan ve mirastan mahrum kalışın ruhsal etkileriyle ilerleyen öykü, Beckett’in hapishane hücresinde anlatılan anlarıyla açılır. Bakış açısı, Becket’in gözlerinden izlenen olayları sürdürürken, mizahı keskin bir tempo ile işler ve izleyiciyi tematik alt metinleri fark etmeye davet eder. Filmin kadrosunda Glen Powell’in karizmatik, soğukkanlı Becket’i ve Julia adlı femme fatale rolündeki karakterler, ailenin baskısı ve kuşatıcı güçler karşısında gizli güçlerin nasıl ortaya çıktığını gösterir. Film, düşük bütçeyle varlıklar arasındaki farkı, Güney Afrika’daki mekanlarla yaratılan bir atmosferde dile getirir ve izleyiciye zengin ve fakir arasındaki gerilimi hissettirir.
HAYALET KÖYLER bölümünde ise Yeşim Ustaoğlu’nun senaryosunu kaleme aldığı ve Selen Heinz ile birlikte yönettiği belgesel Kuru Taşın Başı, dünyanın izlediği bir belgesel olmayı başarır. Gösteriminde izleyiciden gelen soruları yanıtlayan ekip, Doğu Karadeniz’in köylerinde mekân arayışlarının zorluklarını ve Yusufeli Barajı projesinin halk üzerindeki etkilerini anlatır. Yusufeli’nin yedi köyünün sular altında kalması ve 150 yıl süren topluluk hareketlerinin kırılganlığı, yerli halkın yaşadığı zorluklar üzerinden göze çarpar. Barajın etkileriyle başa çıkmaya çalışan insanlar, evlerini, tarımını ve kültürünü kaybederken hayatta kalma çabalarını sürdürürler. İstanbul Film Festivali’nde Atlas Sineması’nda gösterilen belgesel, belgesel severler tarafından ilgiyle karşılanmıştır.


















