Ortadoğu’da süren çatışmalar, bölgenin kültürel ve tarihsel mirasını giderek daha büyük bir tehdit altına alıyor. İran, UNESCO’nun listesinde yer alan 29 alana ev sahipliği yapıyor ve bu durum, bölge ülkelerinin mirası koruma çağrılarını yeniden gündeme getiriyor. ABD ile İsrail’in İran’a karşı sürdürdüğü operasyonlar, Gülistan Sarayı ve Çehel Sotun gibi önemli UNESCO Dünya Mirası alanlarını da kapsayan birçok değerli esere zarar verdi.

Arkeolog Nezih Başgelen’in işaret ettiği gibi, 1863 yılında yayımlanan Lieber Kanunu, savaşa ilişkin ilk uluslararası düzenlemelerden biri olarak kültürel mirasın korunmasını amaçladı. Bu yasa kapsamında kültürel varlıkların gasbedilmesi, binaların zarar görmesi veya el konulması yasaklanmış ve taşınmaz kültürel mirasın korunması güvence altına alınmıştı. Başgelen, bu hukuki çerçevenin savaş koşullarında bile uygulanmasının önemine dikkat çekiyor.
İNSANLIK SUÇU olarak değerlendiren Başgelen, Trump yönetiminin bu yasağı hiçe sayarak operasyonlar yürütmesine rağmen, Lieber Kanunu’ndan 1868 Saint Petersburg ve 1874 Brüksel Deklarasyonu’na, 1899 ve 1907 Lahey Sözleşmeleri’ne, 1939 OIM Deklarasyonu’na, 1949 Cenevre Sözleşmeleri ve 1977 ek protokollerine kadar uzanan uluslararası düzenlemelerin, UNESCO’nun Lahey Sözleşmesi kapsamındaki mirasının korunmasına yönelik yaptırımlarını açıkça ihlal ettiğini belirtiyor. Bu bağlamda uluslararası yargı mekanizmalarının da devreye girebileceği vurgulanıyor.
EN ÇOK HASAR İran Kültürel Miras, Turizm ve El Sanatları Bakanlığı, saldırılar sonucunda en az 56 müze, tarihi yapı ve kültürel alanın hedef alındığını açıkladı; özellikle Tahran’da hasarın en yoğun olduğu belirtiliyor. İsfahan’daki Nakş-ı Cihan Meydanı ve çevresiyle, Loren ve Kirmanşah bölgelerindeki bazı tarihi konaklar ile Bender Siraf’taki konaklar zarar gördü. İlam’da bulunan arkeoloji müzesinin durumu da kayıtlara geçti.
ÇAĞRI Uluslararası kurumlara yapılan çağrıda, İran’ın mirasını korumakla sorumlu taraf olarak bu zararları resmi olarak bildirmek ve buna uygun adımların atılmasını sağlamak için Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi (ICOMOS) ve diğer ilgili kurumlarla iletişime geçildiği belirtildi.












