Fotoğrafın büyüsü, kadraja sığdırılamayan duyguları ve somut imgelerin ötesinde bir dünya kurar. Feruz Ertürer’in yeni sergisi bu bakış açısını merkeze alarak, hem fotoğrafın kendine özgü dilini hem de kültür tarihimizin izlerini bir araya getiriyor. Bulgur Palas’ta ziyaret edilebilen bu sergi, izleyenleri farklı kapılarla karşılıyor.

500 kare arasından seçilen anlatılar, serginin iki katına yayılan bir yol çiziyor. İlk katta, Adapazarı doğumlu sanatçının köklerine götüren arşivler ve kişisel belgeler adeta bir bellek fuayesi sunuyor. Üstelik bu bölümde, Ertürer üzerine kaleme alınmış Coşkun Aral, İzzet Keribar ve İbrahim Zaman gibi usta isimlerin yazılarından oluşan bir arşiv de ziyaretçilere eşlik ediyor. Kısacası, sanatçıya yönelen odak bu katta bir belgesel niteliği kazanıyor ve ziyaretçilere kendi negatiflerindeki büyüyle karanlık oda hissi de sunuluyor.
İkinci katta ise daha geniş bir seçkiyle 70 fotoğraf görünüyor; bu eserler yaklaşık 500 kare arasından titizlikle seçilmiş. Fotoğraflar Adapazarı’ndan İstanbul’a, Karaköy’den Eminönü’ne uzanan bir döneme ve mekâna ışık tutuyor. 60’lar ve 70’ler Türkiye’sinin bayram yerleri, panayırlar, emek ve umut temaları, sokak satıcıları, köylü yaşamı ve kadın portreleriyle dolu bir panoramanın peşinden gidiyoruz. Zamanla nostaljinin iç içe geçtiği, tüm yönleriyle Türkiye’nin bir belgeseli niteliğinde olan bu retrospektif, geçen yılların izlerini bugünle buluşturuyor.
“Makineyi eline almak için heyecan duyar mısın? O anı yakalamanın tadını hissediyorsan, işte o an fotoğraftır.” Bu sözler, serginin en vurucu anlarından birinde ziyaretçileri karşılıyor ve fotoğrafın ışıkla kurduğu bağı hatırlatıyor. Işık ve gölgenin dansında, kendi ışığını peşinden giden Ertürer’in yolculuğu yeniden gözler önüne seriliyor.












