Gün batımına yaklaşırken Ankaranın serin havasında hafif bir tınıyla yankılanan bir sohbet, galerinin kapısından içeri adım atar atmaz kendini hissettiriyordu. Yolda Habip Aydoğdu ve kızı Elif Ağatekin ile karşılaşıp konuşmaya başladık; Mustafa’nın ailenin damadı oluşu sohbeti camın üzerinde kurduğumuz ince düşüncelere taşıdı. Camın yalnızca bir malzeme olmadığını, ışıkla üretken bir etkileşim kurduğunu anımsatan bu an, serginin özüne dair ipuçları taşıdı.

Mustafa Ağatekin’in “Çember” sergisi, bu hassas sınırları merkeze alıp izleyiciyle bir diyalog kuruyor. Eserler, biçimsel bir arayışın ötesinde, camla insan içsel kırıkları, parçalanmış hafızası ve ruhun sürekli arayışını bir araya getiriyor. Sergi metni, çemberi özne ile mekân arasındaki kırılgan bağın simgesi olarak öne çıkarırken, hareketin yüzeyde kesintiye uğramadığı bir yolculuğu işaret ediyor; ilerlemenin değil, dolaşımın önemini vurguluyor.
Yüzler tek parça halinde değil; parçalanmışlıkların ve iç içe geçmiş katmanların bir araya geldiği kompozisyonlar görünüyor. Camın şeffaflığı, bu figürleri daha belirgin kılarak onları hem daha kırılgan hem de daha insani kılıyor. Işık içeri düştükçe yüzler yeniden şekilleniyor; anlam, yer değiştiriyor ve tinsel bir dönüşüm meydana geliyor. Bu malzeme, iç ile dış arasındaki sınırı bulanıklaştırırken özne ile mekân arasındaki ayrımı da askıya alıyor.

Ağatekin’in çalışmaları karşısında en çok dikkat çeken nokta, kırılganlığın zayıflık olarak algılanmaması; bilakis anlatının gücünü büyüten temel bir damar oluşturması. Camın çatlak benzeri doğası, insan ruhunun karmaşık yapısıyla derin bir benzerlik kuruyor; hepimizde gizli olan bir yüz, gösterecek bir yanımız ve toparlanmaya çalışırken titreşen bir diğer yanımız var. “Çember” bu insanî hâli yatay bir dille, abartısız bir samimiyetle dile getiriyor.
Sanatçı, seramikten cama uzanan yolculuğunu da sergiye ayrı bir derinlik katacak biçimde aktarıyor. 1991’de Anadolu Üniversitesi Seramik Bölümü’nden mezun olan Ağatekin, yüksek lisans çalışmalarını da bu alanda sürdürdü; 2002’den itibaren cam malzemeyi ön plana çıkararak kendi geliştirdiği tekniklerle sergiler üreten bir pratiğe dönüştürdü. Hâlen Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Cam Bölümü öğretim üyesi olarak görev yapan sanatçı, birikimini sergideki teknik olgunlukla sıkıca hissettiriyor. “Cam İçi Seramik” olarak adlandırılan bazı işlerde cam ve seramik temasının yüzeyi katmanlarla doludur; resimsel bir etki ile heykelsi duruş birlikte ortaya çıkıyor; iz, beden ve hafıza birbirine karışıyor.

Çember, Ankara’da son dönemde öne çıkan dikkat çekici sergilerden biri olarak öne çıkıyor; çünkü yalnızca göze değil, insanın içine de dokunuyor. Camın iç ve dış arasındaki sınırı yumuşatan doğası, anlatının kendisi hâline geliyor ve bizi kendi kırılganlıklarımızı, yön arayışlarımızı ve içsel çemberlerimizi yeniden düşünmeye çağırıyor. Dün akşam galeriden çıkarken aklımda kalan duygu, bazı sergilerin yalnızca görülmesiyle sınırlı kalmayıp, insanın içinde kök salan bir yere yerleşmesi gerektiğiydi.












