Anadolu’nun dört bir yanındaki kaya anıtları, definecilerin neden olduğu tahribatla karşı karşıya kalıyor. Hitit Kaya Anıtı ile Aslankaya Frig Anıtı’nda kayıplar ve bozulmalar hızla artıyor; bu durum, uzun yıllardır korunması için uğraş veren uzmanlar arasında büyük bir endişe yaratıyor. İzmir ve Afyon bölgelerindeki kazı ve yol genişletme çalışmalarıyla bağlantılı olarak, değerli bu taş yapılar kimi parçalarıyla birlikte ağır hasar gördü.

Bu konuyu, uzun yıllardır mirası korumak için mücadele veren Kültürel ve Doğal Mirası İzleme Platformu Başkanı arkeolog Nezih Başgelen ile mimar Korhan Gümüş’e sorduk. Başgelen, Karabel geçidi yakınlarındaki Hitit Kabartması ile Aslankaya Frig Anıtı’ndaki zararların; yol genişletmeleri ve kaçak kazılar nedeniyle nasıl büyüdüğünü anlattı. Üzerine asit benzeri bir sıvı dökülen ve kabartmanın alt kısmının parçalandığı durumlar, tahribatın ne ölçüde ilerlediğini gösteriyor.
Karabel Kabartması olarak bilinen Hitit dönemi eser, yaklaşık 2.5 metre yüksekliğinde ve 1.5 metre genişliğinde bir niş içinde tasvir edilen bir erkek figürünü içerir. Eşsiz yazıtlar, kabartmanın başı ile mızrağı arasındaki üç satır boyunca okunabilir durumda olup, 1998’de David Hawkins’in katkılarıyla çözümlenmiştir. Bu yazıtlar, Seha, Mira ve Harpalla gibi Hitit vassal bölgelerinin etkileşimini gösteren bilgiler içerir ve MÖ 13. yüzyılın sonlarına tarihlenir.
Aslankaya Frig Anıtı ise Emre Gölü’nün yakınında, bezemeli bir tapınak cephesine sahip olan yüksek bir kaya kütlesinin güney yüzeyinin düzeltilmesiyle oluşmuştur. Ana cepheyi süsleyen geometrik kabartmalar ile çatının kiriş boşluklarındaki sfenksler ve iki aslan arasındaki Kybele heykeli, günümüzde ağır zarar görmüştür. Anıtın köklü tarihi ise MÖ 7. yüzyıla uzanır ve güncel tahribat, hem cepheyi hem de heykeli etkiledi.
Uzman görüşüne göre korunma stratejileri tek başına gezinti veya bekçilikle sınırlı kalmamalı; daha geniş bir bağlamda ele alınarak çok boyutlu bir yaklaşım benimsenmelidir. Yerel halkın bilinçlendirilmesi, araştırma alanının kapsayıcılığı ve toplumla kurulan bağlar, koruma sürecinin ayrılmaz parçaları haline gelmelidir. Restorasyon, bakım ve izleme gibi çalışmalar bağımsız uzmanlık ve deneyim gerektirir; bunlar ise Bakanlık tarafından bağımsız enstitülerle işbirliği içinde yürütülmelidir. Konunun yönetim modeli, acilen gözden geçirilmeli ve uluslararası işbirlikleriyle desteklenen uygulanabilir bir alan yönetimi taslağı oluşturulmalıdır. Bu yönde farklı ülkelerin başarıyla uyguladığı yöntemlerden ilham alınması önerilir.












