Juliette Binoche, kariyerinin sahnenin ötesine geçerek kamera arkasında da iz bırakmayı hedefledi. Yakın zamanda aramızdan ayrılan efsane oyuncu-yönetmen Robert Redford’un önerisiyle bu yeni yolculuk başladı: bir belgesel çekmenin kendisine düşeceğini söylemişti Redford. Binoche, belgeselin temellerini kurarken, uzun yıllar kameranın önünde yer almış olmanın birikimini kullanmaya karar verdi. Arkasında kalan görüntüleri hangi şekilde bir araya getireceğini düşündü ve kardeşi Marion Stalens’in profesyonel fotoğrafçı yeteneklerinden yararlandı. Seçilmemiş materyale de izin verildi; bu belgeselin belirsiz yaratım sürecinin bir parçası olmayı arzuladı. Nereye gidildiğini tam olarak bilmeseniz bile, aradığınızı bulacağınıza inandığınız için yolunuza devam ediyorsunuz diyen Binoche, süreçte korku, gerilim ve mucizeyle karşılaştığını dile getirdi.
Belgeselde Oyuncu Koçu Susan Batson ve prova yönetmeni Su-ManHsu’nun inancı da bu yolculuğu destekledi. “In-I In Motion” adlı çalışmanın gösterimi Tayvan, ABD, Afrika, Bangladeş, Londra ve Paris’in ardından Selanik’e uzandı. OYUNCULUK ÖZGÜRLEŞTİRİR başlığıyla ifade edildiği gibi, Binoche, oyunculuğun bazen karanlık bir yüzü olsa da aynı zamanda özgürleştirici bir yol olduğunu söylüyor; öz farkındalığa giden bu yolculuğun korkularımızdan kurtulmamıza yardımcı olabileceğini vurguluyor. Kendini dünyaya açmanın üretim sürecini tetiklediğini belirtiyor; farklı duygulara kapıldığı bu süreçte Susan Batson’un “Yavaşla, kendini zorlamadan başla” yönlendirmesiyle yaratıcı akışını koruduğunu ekliyor.
Binoche’un aktardığına göre, yaratıcı süreçte üç önemli ilke var: bireyselliği korumak, kendimiz olmak ve içgüdülerimize güvenmek. Korkularla yüzleşerek ortaya çıkan yaratım, belirsizlikle yüzleşme arzusundan doğdu. “Korkudan asla tamamen kaçamazsınız; onu kabul ederseniz, sizi dönüştürür” diyor. Farklı kıtalar ve kültürlerden gelen insanların paylaşım amacıyla bir araya geldiğini, bir oyuncu olarak her gün kendinize olduğu kadar insana karşı da dürüst olmanız gerektiğini vurguluyor. Şeytanlarıyla hesaplaşırken bilinçaltının derinliklerine bakmak da bu sürecin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Bu yolculukta kitaplar aracılığıyla kadınlıkla örtüşen yönler keşfedildi ve bu keşifler oyunculuğun sevgisini güçlendirdi.
İlk görüşte aşkın evrensel çekiciliğini ve farklılıkları aşan tutkuyu, Akram Khan’la sahne prodüksiyonu için yoğun bir çalışmayla bir araya gelmek için yola çıktılar. Bu belgesel, özgürleşen risk almanın ve kendini yeniden keşfetmenin öyküsü olarak anlatılıyor. Birlikte çalışmanın paylaşıldığı bir hikâye olarak tanımladığı bu süreçte, yönetmenliğin izleyiciye hayal gücünü kullanma alanı yarattığını söylüyor. İzleyici sürece dahil olduğunda, her şeyin tam olarak açıklanamayacağını kabul ediyor. Dansa başlayanlar için bu deneyimin taptaze ve eğlenceli olduğunun altını çiziyor. Bazen yargılanma korkusu nedeniyle cesaretimizi toplamakta zorlandığımızı belirterek, her birimizin içinde bir dönüşüm bulunduğunu ifade ediyor.
Binoche’nin yaratıcılık ve aşk arasındaki bağı takip ederken, bu yoğun duyguyu yaratıcılığın alevine teslim etmesini anlayabiliyoruz. 14 yaşındaki bir kızın baş aktöre olan aşkını ve bu olayın etkisini, ailesinin geçmişten gelen bir anıyla ilişkilendirerek anlatıyor; annesi Casanova filmini izlerken gençlik yıllarında benzer bir deneyim yaşamış. Bu bağlamda, belgesel yolculuğu, sanatçı kimliğinin sınırlarını zorlayarak yeni bir ifade biçimi arayışını sürdürüyor.











