Milwaukee’de yaşayan işçi sınıfından Mike ile Claire Sardina’nın büyük aşkını, müzik tutkuları eşliğinde canlı ve dokunaklı bir şekilde aktaran Craig Brewer’ın uyarlaması Kalpten Söylenen Bir Şarkı, orijinal belgeselin ruhunu sinema salonlarına taşıyor. 1990’lar Missouri tarzı bir atmosferde geçmişe uzanan hikâye, Mike’in fuarlarda ünlü şarkıcıları taklit etme isteğini ve Claire’in şarkıcı olma arzusunu odak noktası yapıyor.

İlk karşılaşmada birbirlerine duydukları aşk, Claire’in Neil Diamond şarkılarını söylemeye başlamasıyla daha da güçlenir. Çift, çocuklarıyla birlikte umut dolu bir hayata adım atarken, sağlık sorunları ve trajediler bu yolculuğu sınar. Yönetmen Brewer, oyunculuk performanslarından değil, sahnelerin duygusal yoğunluğundan memnuniyetini dile getirir ve bu proje için Hugh Jackman ile Kate Hudson’ın sahnelerini övgüyle anar.
Film, aşk ile trajediyi harmanlarken Diamond şarkılarının seçimini zor bir süreç olarak vurgular; zira bu dönem, sanatçıların ve izleyicilerin dayanışma içinde olduğu bir dönem olarak resmedilir. Jackman ve Hudson’ın canlı performansları sette kaydedilirken, finalde Süleyman şarkısının etkileyici kullanımı izleyenleri derinden etkiler. Kate Hudson’ın performansı kadın oyuncu dalında Oscar adaylığına uzanan bir başarı olarak öne çıkar.
BİLİMSEL DESTEK VE ETİKSEL SORULAR Brezilya sinemasının dikkat çeken eseri BELLEK KAYBOLMAZ, siyasi gerilim türünü mercek altına alır. 1977 Brezilya’sında, Recife’ye uzanan bir yolculuk, genç bir akademisyen olan Marselas’in peşinde yürüyen faşist bir güçle karşılaşır. Üniversitenin kamu bütçesini ele geçirmeyi amaçlayan bu güç, Marselas’ın peşine kiralık katiller salar ve genç adamın dik duruşu ile ilişkin dengeler değişir. Film, etik değerlerin ön planda olduğu bir bakış açısıyla, ahlaki değerlerin eksikliği halinde bireylerin kendi inançlarıyla nasıl yaşayacağını sorgular. Sivil polis ile kiralık katiller arasındaki işbirliği ve toplumsal yozlaşma, film boyunca paralel bir metafor olarak işlenir; parktaki LGBTQ topluluğunun denetlenmesi, ülkedeki baskıcı atmosferi simgeleyen unsurlardan sadece biridir. Yolsuzluk ve çürüme güncel tartışmalarla bağ kurar ve Brezilya ile ABD arasındaki gerilimi sahneler aracılığıyla izleyiciye aktarır. Filho’nun bu yapıtı, 1977’nin bireyler üzerinde bıraktığı uzun süreli etkisini, finansmanı kamu ve özel fonların birleşimiyle sağlamış olmasıyla birleştirir. Başrolde Wagner Moura’nın karizmatik performansı öne çıkar.
Bir sonraki bölümde MUTLAK KÖTÜLÜK incelemesi, Nazi rejiminin karanlık yüzünü psikolojik gerilim olarak ele alır. Nürnberg’de süregelen savaş suçları davasında yarbay Douglas, akıl sağlığı konusunda Nazi liderlerini değerlendirir ve Göring’in kibirli ve manipülatif karakteriyle yüzleşir. Yönetmen James Vanderbilt, Nazi iktidarının her zaman daha parlak bir gelecek vaat ederek geri döndüğünü hatırlatır ve izleyiciye faşizmin tehlikesine karşı zamansız bir uyarı sunar. Film, Trump ve Putin gibi çağdaş politik figürlere dair göndermeler içerir; oyuncu kadrosundaki Ramin Malek, Russell Crowe ve Michael Shannon, gerilimli atmosferi güçlendirir.













