Tophane Çeşmesi, yaklaşık üç yüzyıllık tarihiyle İstanbul’un kalbinde yer alan ve zaman içinde pek çok dönemeçten geçmiş bir anıttır. Güneyde Kılıç Ali Paşa Camii, kuzeyde Nusretiye Camii ve doğuda Galataport ile çevrili olan bu meydanda inşa edildiği dönemde, şehrin su ihtiyacını karşılayan önemli bir yapı olarak öne çıkmıştır. 1732 yılında, Sultan I. Mahmut’un emriyle, 76 bin kuruş ve 84 akçe karşılığında yaptırılan çeşmenin açılışı, Taksim su sisteminin devreye girmesiyle suyun padişah tarafından serbest bırakılmasıyla simgelenmiştir. Yazıtı şair Nahifi’ye ait olan bu yapının orijinal tasarımında dört yüzü de aynı mimari kurguya sahip olan bir yapı bulunuyor.
Konuyu değerlendiren uzmanlar, Tophane Çeşmesi’nin mimarlık ve sanat açısından taşıdığı öneme vurgu yapıyor. Arkeolog Nezih Başgelen, Osmanlı mimarisi açısından bu çeşmenin ilk anıtsal eserler arasına girdiğini ve zamanla yapılar arasındaki ilişkilerin bir parçası olarak önem kazandığını belirtiyor. Ayrıca Serhat Şahin, yüksek mimar ve restorasyon uzmanı olarak, 18. yüzyılda Tophane’nin toplar ve savunma işlevleriyle birleşen görsel kompozisyonunun adeta bir barok denemesini yansıttığını ifade ediyor.
Nezih Başgelen ve Serhat Şahin tarafından aktarılan bilgiler, Tophane Çeşmesi’nin dönemsel değişikliklere uğramış zarif yüzünü günümüze taşıyor. 1823 yangını sonrasında teras çatı ile üst örtünün değiştirilmesi, 1837 onarımında oluşan yeni görünüm ve 1956-57’de gerçekleştirilen yeniden yapım süreçleri, yapının bugünkü estetik izlerini oluşturuyor. Ancak bugün bu görsel zenginliğin korunması konusunda yaşanan kaygılar, meydanın güvenliği ve kamusal kullanım açısından da tartışmaları beraberinde getiriyor.
Yakın dönemdeki kaygılar ise özellikle Nusretiye Camisi Sebili ve Tophane Meydanı’nın güvenlik konularıyla ilgili. Gündüz ve gece, Galataport–İstanbul Modern gibi noktaların çevresinde toplanan insan yoğunluğu ve güvenlik görevlerinin yetersizliği nedeniyle, çeşme çevresinde ateş yakılması ve gecekondu benzeri yaşantılar endişe verici olarak değerlendiriliyor. Bu durum, meydanın merkezi konumuyla uyumlu olmayan bir tablo yaratarak hem tarihi mirasın korunması hem de kamusal alanın güvenliği açısından ciddi soru işaretleri doğuruyor.
Tophane Çeşmesi’nin korunması için önerilen yaklaşım ise ilgili kurumlar arasında 7/24 sürekli iletişimin kurulması ve hızlı müdahale mekanizmalarının devreye alınmasıdır. Beyoğlu Zabıta ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yetkili birimleri, meydana yönelik tekrarlayan olumsuzluklar karşısında hızlı aksiyon almalı; ayrıca Nusretiye Camisi Sebili gibi başka tarihi yapılar da bu tür risklerden uzak tutulmalıdır. Sonuç olarak, bu eksi görüntülerinin tekrar yaşanmaması için hem kamusal farkındalık hem de düzenli müdahale kritik öneme sahiptir. Ancak Tophane Meydanı, ecdat yadigârı olan bu çeşmeyi hak ettiği saygı ve korunmayla karşılamayı gerektirir.













