İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin mülkiyetindeki önemli tarihi yapılar üzerinde son dönemde Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredilme tartışmaları sürüyor. Galata Kulesi’nden beri benzer süreçlerin yaşandığına dikkat çekilirken, en son gündeme gelen konulardan biri Yerebatan Sarnıcı’nın tapusunun Vakıflar Genel Müdürlüğü adına kaydedildiği yönündeki iddia oldu. Cumhurbaşkanlığı Adayı Ofisi’nin sosyal medya paylaşımı bu durumun kamuoyuna yansımasını hızlandırdı. İBB’nin ise bu değişiklik için resmi bir tebligat veya yargı kararı olmadığını, süreç hakkında bilgi edinme sırasında tapu kayıtlarında bir değişiklik fark ettiklerini belirtti. Konuyla ilgili olarak, İBB tüm hukuki haklarını koruyacağını vurguladı.

İLK DEĞİL! Açıklamada Yerebatan Sarnıcı’nın tapusunun Vakıflar Genel Müdürlüğü adına tescil edildiği belirtilerek eleştirel bir ton ortaya kondu. 6. yüzyılda Bizans döneminde inşa edilmiş olan bu yapı, şehrin su ihtiyacını karşılamak üzere kurulmuş olup Ayasofya, Topkapı Sarayı ve Sultanahmet Camisiyle aynı bölgededir ve İstanbul’un en çok ziyaret edilen miras alanları arasındadır.
Gelişmeyi değerlendiren uzmanlar, sarnıcın restore edilmesinde merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasında uzun süredir süregelen bir çatışmaya işaret ediyor. ‘ÇALIŞAMAZ HALE GETİRİLMEK İSTENİYOR!’ ifadesiyle sorunun yalnızca bir mülkiyet meselesi olmadığı, aynı zamanda kültürel mirasın yönetim biçimleri ve koruma politikaları açısından derinleşen bir kriz olduğuna dikkat çekiliyor.
Serhat Şahin (Mimari Restorasyon Kültürel Varlıklarını Koruma Derneği Başkanı) ve Korhan Gümüş (Uzman Mimar), sarnıcın uzun yıllar süren restore çalışmalarının ardından kamusal erişime açıldığını hatırlatarak, bu süreçteki değişikliklerin koruma bağlamında belirsizlikler doğurduğunu belirtiyorlar. Özellikle, merkezi yönetimlerin yerel mirası destekleme yerine kontrol altına alma eğilimleriyle ilgili kaygılar dile getiriliyor.
‘SİYASİ REKLAM YAPMA GAYRETİ’ sözleriyle, mevcut iddiaların toplumsal güven ve kamusal çıkarlar üzerinden nasıl yankı bulduğuna vurgu yapılıyor. Uzmanlar, kamu kurumları arasındaki yetki mücadelesinin somut koruma kararlarına yansımasının önlenmesi gerektiğini ifade ediyorlar.
Çeşitli görüşler ile İstanbul’un simgesel yapıları üzerinden yürütülen resmi politika tartışmaları, planlama ve karar süreçlerinde netlik gerektiriyor. Yerel yönetimlerin korunmasına dair tecrübesi ile merkezi yönetimlerin kaynak ve yetki kullanımı arasındaki dengenin sağlanması, bu ve benzeri tarihi değerlerin geleceğe güvenle aktarılmasını sağlayacaktır. BİZ EN İYİSİNİ BİLİRİZ…
İstanbul’un sayısız tarihi değeri için yapılan tartışmalar, bazı yapıların devlet kurumlarına devri konusunu gündeme getiriyor. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün sarnıçlar ve benzeri anıtsal yapılar üzerindeki tasarruf taleplerinin, yerel yönetimlere karşı nasıl bir denge kuracağı sorusunu da beraberinde getiriyor. Bu süreçte tapu kayıtlarının incelenmesi sırasında tescil değişikliğiyle karşılaşılması, hem hukuki hem de idari anlamda yeni soruları ortaya çıkarıyor.
İBB’nin açıklaması, yetkilerin nasıl dağıldığına dair netlik sağlanana kadar süregelen bir belirsizliğe işaret ediyor. Bakanlıklar ve belediyeler arasındaki yetki paylaşımının, koruma pratiklerini nasıl etkileyeceği merak konusu olmaya devam ederken, sarnıcın korunması için alınacak kararların hangi tarafın planlarına göre şekilleneceği tartışılıyor.
Bu bağlamda yerel yönetimlerin mirası koruma konusunda edindiği deneyimin merkezi otoritelerin kararlarına nasıl yön vereceği, hem profesyonellerin görüşlerinde hem de kamuoyunun beklentilerinde belirleyici oluyor. 1500 yıllık bir mirasın geleceğini güvence altına almak için tarafların ortak hareket etmesi gerektiği savunuluyor. “Çatışmalardan uzak, ortak akılla karar verilmeli” yönündeki çağrılar önem kazanıyor.













