İstanbul’un köklü festival kültürü, bu yıl da çok sayıda seçkiden izleyiciyle buluştu. Altın Portakal, Altın Koza ve Ankara Film Festivali ile birlikte İFF, sinema dünyasına bıraktığı derin izlerle konuşulmaya devam ediyor. Bu sezon, festivalin 45. yılında sunulan pek çok uzun metraj arasından üç Türk ve bir yabancı film dikkat çekti; bu yapımlar, toplumsal meseleleri estetik ve eleştirel bir bakışla ele alıyor.

Ölü Köpekler Isırmaz, yönetmen Nuri Cihan Özdoğan’ın Adana’da çektiği ilk uzun metraj çalışması olarak öne çıkıyor. Avrupa’nın atık politikalarının yerelde yarattığı etkileri ve çevresel sömürüyü kadraja taşıyan film, memleketinin çeperlerinde yükselen çete düzeniyle olan ilişkileri de zorlu bir gerilimle işliyor. Ana karakterler Kemal Burak Alper ve Burak Can Doğan’ın deneyimlediği baskı, kapitalizm ve iktidarın gölgesinde hayatta kalma mücadelesini aktarıyor.

İsimsiz Eserler Mezarlığı, Melik Kuru’nun ilk uzun metrajı olarak çağdaş Türk sinemasının taşra merkezli anlatılarından uzaklaşıp kentin seküler ve orta sınıf odaklı bir perspektife yöneldiğini gösteriyor. Aslı (Manolya Maya) ve arkadaşı çevresinde şekillenen bu hikâye, sanatın ne olduğuna dair temel soruları ortaya atıyor: “Bir şey gerçekten sanat eseri midir ve onu sanat yapan değerler nelerdir?” Film, çağdaş sanat pratikleri, galeriler ve küratörlerle kurulan ilişkilere dair eleştirel bir sohbet sunuyor; aynı zamanda gençlerin gelecek kaygısı ve yaşam tutunma çabalarını ritme dönüştürüyor. Siyah beyaz estetiğiyle var olan gerçeği kıran bir bakış sunuyor.
Süt Çiftliği, Elif Eda tarafından yazılıp yönetilen ve genç bir kadının trajik kaybından yola çıkan bir özgün anlatı sunuyor. İrem’in dünyası, anne ve babasını kaybettiği bir trafik kazasının ardından süt çiftliğinin kapılarını aralayınca değişiyor. Burada Halid’le kurduğu duygusal bağ, insan ve hayvan özgürlüğü arasındaki sınırları sorguluyor; endüstriyel vahşeti izleyiciye hissettiren sahnelerle zenginleşiyor. Film, sınıf çatışmaları ve hayatın zorlukları üzerine düşündürücü bir bakışla öne çıkıyor. Küçük çocukların dilindeki naif ifadeler de filmin kritik noktalarından birini oluşturuyor ve Halid’in akıcı Türkçesi, hikâyenin akışını güçlendiriyor.
İyi Erkek Yok, İran doğumlu Afgan yönetmen Şahrbanoo Sadat’ın üçüncü uzun metrajı olarak festivalin dikkat çeken yapımlarından oldu. Kabil’de geçen otobiyografik dokunuşlarla örülen film, Taliban’ın dönüşüm sürecine tanıklık eden bir romantik dramı komedi unsurlarıyla harmanlıyor. Başrolde hem yönetmen hem de oyuncu olan Sadat’ın yorumu, Naru’nun boşanma sürecinde erkek egemen ortamda hayatta kalma çabasını ve Qodrat ile olan ilişkisinin evrimini merkeze alıyor. Umut arayışı ve “iyi erkek var mı, yok mu?” sorusu etrafında dönen anlatı, izleyenleri duygusal bir yolculuğa çıkarıyor.













