Bir apartmanda iki kadının gündelik yaşamlarıyla başlayan oyun, zamanla sessizliği kıran bir hareketliliğe dönüşüyor. Siyen ve Diha adlı karakterler, rutubetli bodrumlarda bir araya gelirken yalnızlığın ve dış dünyayla kopuşun etkilerini derinlemesine işlerler. Hikâye, mizahın altında saklanan trajediyi gözler önüne sererken izleyiciye insanlar arasındaki bağların zayıf noktalarını hatırlatır.

Aziz Nesin’in usta kısa öykülerindeki trajik gerçekler ile uyumlu biçimde, oyun da kahkaha ile hüznü iç içe geçirir. Yönetmen Barış Dinçel’in ellerinde sahnede hayat bulan bu çalışma, sahneye konulurken vesile olan soruları izleyenlere bırakır: İnsanlar birbirinden nasıl uzaklaşıyor ve bu ayrılık hangi yüzleşmeleri doğuruyor?
SİYEN VE DİHA’YI ANLAMAK MÜMKÜN – Zeynep Kankonde tarafı, yaşlılık ve yalnızlığın evrensel bir temsili olarak iki kadının arasındaki derin bağları ve çatışmaları vurgular. Bu kadınlar, dış dünyanın sert gerçeklerini kendi kutularında özleyip aynı zamanda dışarı çıkamamanın getirdiği izolasyonu paylaşıyorlar. Bu metnin kara mizah diliyle sahneye uyarlanması, günümüzün yalnızlık sorununu da güncel bir şekilde algılamamızı sağlıyor.
SEYİRCİNİN DUYGUSU ÖNEMLİ – Günay Karacaoğlu Siyen rolünü üstlenen oyuncu, geçmişteki görkemli yaşamının ardından tek başına kalmış bir karakterin içsel dünyasını anlatır. Siyen, komşusuyla kurduğu nazik diyaloglar ve küçük oyunlarla kendi yalnızlığını geçiştirmeye çalışır; fakat seyirci bu dua gibi suskunlukta kendine ait duyguları bulabilir.
HAYATLA MUZİP DANS… – Barış Dinçel 50 yaşında yazılan bu oyun, Nesin’in mizahına hâkim olan çocukça hınzır ruhu ile iki kadının hayatla kurduğu muzip dansı merkezine alır. Askerlik, yalnızlık ve yaşlılık temaları üzerinden, yaşamın her döneminde hayata dair soruların kıvrak bir mizahla cevap bulduğunu gösterir.
OYUN EVRENSEL BİR DİL Açar – Bülent Alkış Havagazı memuru olan karakter, sahnedeki en belirgin simgelerden biri olarak karşımıza çıkar. Nesin’in ustalığı, metni yalnızca gülmeye yönlendirmeyen, altında yatan mesajları da görünür kılar. İzleyiciyi yalnızlaştırılmış insanların dünyasına davet eden bu dil, 70’lerden günümüze taşıdığı evrensel bir anlatı sunar. Karakterler, her biri birer kod olarak sahnede yer alır; birbirine dokunan bu kodlar, evin sıcaklığı ve güven duygusu ile birleşir.













